Beş sütundan geçtik. Descartes bize şüphenin bir yöntem olduğunu, akıcılığın doğruluk anlamına gelmediğini hatırlattı. Locke, tarifin deneyimin yerini tutmadığını gösterdi. Marx, aracın bizi ustalaştırabileceği gibi yabancılaştırabileceğini söyledi. Adorno, optimizasyonun amaçları unutturabileceği konusunda uyardı. Heidegger ise hazır cevaplar çağında soru sormanın kaybolma tehlikesine işaret etti. Peki bütün bunlardan sonra ne öneriyoruz?
Yapay zekâ üzerine konuşmalar genellikle iki uç arasında gidip gelir. Bir uçta, makinenin her sorunu çözeceğine inanan bir heyecan. Diğer uçta, onun insanı gereksiz kılacağından korkan bir kaygı. İki tutumun ortak bir noktası var: İkisi de insanı sürecin dışında konumlandırıyor. Birinde insan seyirci, diğerinde kurban.
Faraklit'in teklifi, bu iki ucun dışında eski bir figüre dayanıyor: marangoz. Marangoz aletini ne kutsar ne de ondan korkar. Aletini tanır, bakımını yapar, sınırlarını bilir ve onunla birlikte ustalaşır. Rende tahtayı düzleştirir, ama hangi tahtanın, hangi yöne, ne kadar düzleştirileceğine usta karar verir. Alet ne kadar gelişirse gelişsin, eserin sorumluluğu ustanın elindedir.
Bu teklifi beş ilkeye dökebiliriz.
Birincisi, sorumluluk devredilmez. Makineyle üretilen bir metnin, kodun ya da kararın altına imzasını atan kişi, onun hesabını verebilmelidir. "Makine öyle yazdı" bir gerekçe değildir.
İkincisi, doğrulama emektir. Makinenin ürettiğini kontrol etmek, işin angaryası değil, asıl marangozluğun yeridir. Usta, işin kalitesini son kontrolde gösterir.
Üçüncüsü, yavaşlık bir değerdir. Her şeyin hızlandığı bir dünyada, bir soruyla kalmak, bir metni ikinci kez okumak, bir kararı bir gece bekletmek, derinliğin ön koşuludur.
Dördüncüsü, deneyim korunmalıdır. Makineye devredilen her iş, dünyayla doğrudan temasımızdan bir parça götürmemeli. İlk elden bakmak, tatmak, denemek, iyi soruların kaynağıdır.
Beşincisi, amaç insana aittir. Makine "nasıl?" sorusunda giderek ustalaşacak. "Neden?" ve "ne için?" sorularının cevabı ise hiçbir zaman bir hesaplamanın içinde yazılı olmayacak.
Bu ilkeler makineyi küçümsemek için değil, onunla iyi bir ortaklık kurmak için var. Usta-çırak ilişkisinde çırak çoğu zaman ustadan hızlı çalışır, ama işin neden öyle yapıldığını usta bilir. Belki de yapay zekâyla ilişkimizin en sağlıklı hali budur: Hızlı, yorulmayan, çok şey bilen bir yardımcı ile işin anlamını taşıyan bir usta.
Faraklit bu yüzden bir cevap makinesi değil, bir düşünce atölyesi olmak istiyor. Burada sorduğun her soru bir ağa bağlanır, her düşünce diğerleriyle ilişkilenir. Ama ağı büyüten, sonunda senin sorun ve senin muhakemen. Makine bu atölyede alet, sen ustasın.