Karl Marx 1845'te, Feuerbach üzerine tuttuğu kısa notların sonuncusuna bir cümle yazar.
Karl Marx 1845'te, Feuerbach üzerine tuttuğu kısa notların sonuncusuna bir cümle yazar. Anlamı kabaca şudur: Filozoflar dünyayı yalnızca farklı biçimlerde yorumladılar, oysa asıl mesele onu değiştirmektir. Bu cümle, düşünceyle eylemi birbirinden ayıran uzun bir geleneğe itirazdır. Marx'a göre düşünce, dünyayı dönüştüren pratiğin, yani praksisin içinde anlam kazanır.
Bugün dille eylem arasındaki mesafe hiç olmadığı kadar kısaldı. Bir cümle yazıyorsunuz ve bir program oluşuyor. Bir isteği tarif ediyorsunuz ve bir tablo hazırlanıyor, bir e-posta taslağı çıkıyor, bir görsel beliriyor. Doğal dil ilk kez doğrudan iş gören bir araç haline geldi. Bu, Marx'ın sözüne tuhaf bir güncellik kazandırıyor: Yorumlamak ile değiştirmek arasındaki çizgi, bir istem kutusunun içine sıkıştı.
Ama Marx'ı sadece bir iyimserlik kaynağı olarak okumak eksik olur. Onun asıl meselesi, üretim araçlarının kimin elinde olduğu ve emeğin insana ne yaptığıydı. Marx, fabrikadaki işçinin kendi emeğinin ürününe, üretim sürecine, hatta kendi insani özüne yabancılaştığını söylüyordu. İşçi bir ayakkabının küçük bir parçasını gün boyu tekrar eder, ama bütün ayakkabıyı yapan kişi olmanın anlamını yitirir.
Yapay zekâ bu tartışmayı zihinsel emeğe taşıyor. Yazmak, tasarlamak, kod yazmak, analiz etmek artık kısmen devredilebilen işler. Bu devrin iki yüzü var. Bir yandan insanı tekrara dayalı, yorucu işlerden kurtararak asıl yaratıcı kısma odaklanmasını sağlayabilir. Öte yandan insanın kendi marangozluğuyla bağını koparabilir. Metni yazan değil, sadece onaylayan biri haline gelmek, yeni bir yabancılaşma biçimi olabilir.
Hangisinin olacağı araçta değil, aracı nasıl kullandığımızda belirleniyor. Burada praksis kavramı yol gösterici. Praksis, sadece bir şey yapmak değil, yaparken dönüşmektir. Bir marangoz tahtayı işlerken tahtayı tanır, eli ustalaşır, gözü keskinleşir. Makineye iş yaptırırken de benzer bir soru sorulmalı: Bu süreçte ben ne öğreniyorum? Kendi anlayışım derinleşiyor mu, yoksa sadece çıktı mı birikiyor?
Pratik bir ölçüt önerilebilir: Makinenin ürettiği bir şeyi açıklayamıyorsan, onu henüz sahiplenmemişsindir. Bir kodu çalıştırıyor ama nasıl çalıştığını anlatamıyorsan, bir metni yayımlıyor ama savunamıyorsan, emek senden geçmemiş demektir. Makineyi kullanmanın dönüştürücü yolu, onun üretimini kendi anlayışının içinden geçirmekten geçer.
Bir de sahiplik sorusu var. Güçlü araçlar birkaç büyük şirketin elinde toplanırken, bireyin bu araçları kendi koşullarını dönüştürmek için kullanabilmesi küçük bir mesele değil. Tek başına çalışan bir marangozun, eskiden ancak bir ekibin yapabileceği işleri üstlenebilmesi gerçek bir güç kaymasıdır. Ama bu güç, araca bağımlılığa dönüşmemeli.
Marx'ın cümlesini bugün şöyle okuyabiliriz: Makineyle dünyayı yorumlamak kolaylaştı. Asıl mesele, onu kendimizi ve çevremizi dönüştürmek için, ustalığımızı kaybetmeden kullanmak.
Kritik EşikMakinenin ürettiğini açıklayamıyorsan, onu henüz sahiplenmemişsin. Dönüştürücü kullanım, emeğin senden geçtiği kullanımdır.